top of page
Soyut Arkaplan

İsviçre Seyahat Rehberi: Herkesin Kayak İçin Gittiği Alpler’e Kış Ortasında Yüzmek İçin Gittik

Dünyanın en mutlu ülkeleri arasında genelde hep liste başı konumda olan İsviçre birçok açıdan da turistlerin uğrak noktası halinde. Özellikle kışın kayak turizminin merkezi tesislere sahip Alp Dağları yazın ve baharda ise doğa severlerin akınına uğruyor. Bunun yanında peynirleri, çakısı, çikolatası, saatleri ve Heidi’si ile birçok ünlü markaya sahip bir ülke. Fakat bizim ziyaret amacımız bu bahsettiklerimden hiçbiri değildi. Ne zamandır Burak’la karlar atında sıcacık bir havuzda yüzme hayalimizi gerçekleştirmek için rotamızı İsviçre’ye çevirdik. E tabii gelmişken yukarıda saydıklarımı da denemeden olmazdı 😊 İsviçre Seyahat Rehberi

İsviçre Seyahat Rehberi

Gezi rotamıza ülkenin en büyük ve başkent olmayan şehri Zürih’ten başladık. Böyle dememin nedeni tıpkı İstanbul’da olduğu gibi başkentin yabancılar tarafından karıştırılması. Seyahatimize İstanbul’dan mesai sonrası akşam seferiyle başladık ve yaklaşık 2 saatlik uçuşun ardından şehre indik. O saatte inen tek uçak biz olduğumuz için havalimanından çıkması oldukça kolay oldu. AB dışı bir sefer olduğu için uçak farklı bir terminale iniyor ve oradan ana terminale geçmek için ufak bir metroya biniyorsunuz. Yaklaşık 5-6 dakika süren bu yolculuğunun en güzel yanı da metro duvarlarına projeksiyonla Alpler manzarasını yansıtmaları ve Heidi’nin sizi karşılaması oluyor. Size hoş geldiniz diyerek Alpler’deki evine davet ediyor ve ardından da o meşhur İsviçre ineğinin sesi duyuluyor. Bu karşılama bizim çok hoşumuza gitti açıkçası. Ana terminalde indikten sonra tren istasyonuna gidip kalacağımız yere doğru yol aldık. Havalimanı şehir merkezi arası trenle 10-12 dakika gibi kısa bir süre tutuyor. Bizim kalacağımız yer Zürih’in biraz dışındaydı o yüzden toplamda yarım saatlik bir sürede kalacağımız yere ulaştık ve ertesi günkü gezimiz için enerji toplamaya çalıştık.


Klasik ve Modernin Kesişim Noktası Zürih İsviçre Seyahat Rehberi

İsviçre Seyahat Rehberi

Ertesi gün erkenden uyanıp yola çıktık. İlk durağımız Zürih şehir merkezi oldu. Los Angeles gezi yazımda 25 Aralık günü Christmas olduğu için birçok yerin kapalı olmasından ve hiçbir şey bulamamamızdan bahsedip tatilinizi ona göre planlayın diye uyarmıştım. Fakat keşke bunu biz de biraz daha dikkate alsaydık. Bu kez 25 Aralık tarihinde gitmeyip 26 Aralık’ı seçtik fakat o da bazı Avrupa ülkelerinde Aziz Stefan Günü olarak kutlanıyormuş ve yine birçok yer kapalıydı. Bu gezimizde Zürih için 1 gün ayırmıştık fakat mecburen farklı günlere birkaç durak bırakmak zorunda kaldık.


Ana tren istasyonundan çıktıktan sonra şehrin en ünlü caddesi olan Bahnhofstrasse boyunca yürüyerek Altstadt (Old Town) bölgesine doğru yürüdük. Normalde burası kalabalık ve lüks mağazaların yer aldığı bir cadde olarak biliniyor. Fakat hem bizim sadece 1 günümüz olmasından kaynaklı erken saatte çıkmamızdan dolayı hem de tatil gününe denk geldiğimiz için biraz terkedilmiş gibi bir caddeyle karşılaşmış olduk. Sadece yürüyüp kapalı dükkanlara bakma şansımız oldu. Lüks giyim ve mücevherat dükkanlarının yanında yine İsviçre denince akla gelen lüks saat markalarına ve yerel çikolatacılara ait dükkanlar da sıralanmıştı. Kısa bir yürüyüşün ardından kendimizi ara sokaklara attık. Açıkçası ara sokaklara girdiğim anda oldukça etkilendiğimi söylemem lazım. Zürih benim gözümde biraz daha modern bir şehir olarak yer etmiş ve burada karşılaştığım manzara karşısında biraz şaşkınlık da yaşadım. Limmat Nehri boyunca yerleşim kurulan bu tarihi şehir dar sokakları, çok iyi korunmuş pastel rengi eski yapıları ve bir sürü çeşmesi olan küçük meydanlarıyla çok güzel bir atmosfer sundu. Tabii ki diğer Avrupa şehirlerine göre daha küçük bir Old Town’a sahip ama biz oldukça beğendik ve burada yürümekten de son derece keyif aldık.

İsviçre Seyahat Rehberi

Altstadt bölgesinin en ünlü simge yapıları ise karşılıklı olarak konumlanan ve şehrin siluetinin en önemli parçaları olan Grossmünster ve Fraumünster kiliseleridir. İkiz kuleleri ile bilinen Grossmünster 11. yüzyılda Kral Şarlman tarafından inşa ettirilmiş. 16. yüzyılda İsviçre’deki reform hareketleri bu kilisden başladığı için protestanlar için de çok önemli bir yere sahip. 187 basamağa sahip Karl der Grosse Kulesi ise şehir manzarası sunması açısından önemli bir turistik nokta. Hatta açık havalarda Alpler bile buradan görülebiliyor. Tabii ki yukarı çıkmak ücretli. İsim olarak “Kadın Manastırı” anlamına gelen Fraumünster ise tam da bu amaçla 9. yüzyılda inşa edilmiş. Orta Çağ boyunca büyük bir siyasi güce sahip bir manastır olarak var olmuş. Hatta başrahibe para basma, pazar kurma ve vergi toplama yetkilerine de sahipmiş. Reform hareketleri sonrası burası kapatılarak Protestan kilisesine dönüştürülmüş. Bu kilisenin en önemli turistik özelliği ise 1970 yılında Marc Chagal tarafından tasarlanan 5 büyük vitray pencere. Güneş ışığında rengarenk bir tablo oluşuyor.


Altstadt turumuzun ardından ufak bir kahvaltı yapmak için Opera binasının yakınında bulunan Babu’s Cafe’ye geldik. Burada hem oturarak kahvaltı yapabilir hem de arzu ederseniz hamur işi ve sandviçleri paket servis olarak alabilirsiniz. Hava soğuk olduğu için biz içeride oturmayı tercih ettik. Ürünleri oldukça lezzetliydi. Masalar biraz birbirine yakın ama ortamdan da keyif aldığımızı söyleyebilirim. Fiyatlar çok pahalı değildi. Eğer kahvaltı için Zürhi’te bir yer bakıyorsanız burayı da listenize ekleyebilirsiniz.

İsviçre Seyahat Rehberi

Kahvaltı sonrası yediklerimizi eritmek ve yenilerine yer açmak için şehir turumuza devam ettik. Bir sonraki durağımız ise şehre biraz yukarıdan bakacağımız Lindenhof tepesi oldu. Bahar ve yaz aylarında burada vakit geçirmesi de oldukça keyifli. Özellikle canlı müzik yapan sokak sanatçıları eşliğinde ağaçlar altında serin serin oturmak oldukça huzur verici oluyor. Biz kış ayında ve tatil günü gittiğimiz için burası da o kadar canlı değildi. Biraz manzarayı izleyip birkaç fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ettik. Öğle yemeği için aklımızda fondü vardı ve Zürih’te en çok tercih edilen yerlerden birine doğru yola koyulduk.


İsviçre’ye gelip de fondü yemeden dönmek olmazdı. Bunun için Old Town bölgesinde yer alan Adler Otel’in altında bulunan Swiss Chuchi Restoran’a oturduk. Normalde Zürih’te her yer rezervasyon istiyor fakat saatine göre uygun yer bulabiliyorsunuz. Bizim de rezervasyonumuz yoktu ama öğlen saatlerinde gittiğimiz için boş yer bulabildik ve oturduk. Biz çıktıktan sonra mekanın önündeki uzun kuyruktan geçmesi biraz zor olmuştu. 😊 Burada sipariş verirken fondüyü yalnız olarak sipariş veremiyorsunuz. Yanında eşlikçiler de söylemeniz gerekiyor. Biz patates, turşu ve et söyledik. Geleneksel olarak fondü yapımında beyaz şarap kullanılıyor. Swiss Chuchi gibi turistik restoranlarda bu seçenek müşterilere sunuluyor fakat daha geleneksel yerlerde bu sorulmuyor. Siz de sipariş verirken tercihinizi mutlaka belirtin. Patates İsviçre mutfağında oldukça geniş bir yere sahip. O yüzden fondü yemek için küp küp kesilmiş ekmeğin yanında baby patatesler de oldukça tercih edilen bir eşlikçi.

İsviçre Seyahat Rehberi

Öğle yemeği sonrası ara sokaklardaki yürüyüşümüze devam ettik. Biz daha çok şehri adım adım keşfetmeyi seven bir çiftiz. Bu gezimizdeki en büyük dezavantajlarımız havanın çok soğuk olması ve tatil günü olduğu için birçok yerin kapalı olmasıydı. Yürüyüşümüz boyunca rastladığımız butik çikolata dükkanları ve peynirciler hep kapalıydı. Alışverişlerimizi sadece açık olan bazı marketlerden yapabildik ama bu bile yeterli oldu çünkü eve tam 7 farklı çeşit İsviçre peyniriyle döndük 😊


Şehirde oturup bir şeyler içebileceğiniz bir sürü güzel mekan mevcut. Bizim tercihimiz ise biraz daha tarihi bir yer oldu. Özellikle öğrencilik yıllarında Albert Einstein’ın da uğradığı Odeon Cafe’de oturduk. İsviçre’nin en eski kafelerinden biri olan ve 1911 yılında kurulan bu mekan bilim, sanat ve siyaset alanlarından birçok önemli insanın buluşma noktası olarak biliniyor. Einstein dışındaki diğer müdavimleri arasında en ünlüleri olarak Mussolini, Lenin ve James Joyce gibi isimler de yer alıyor.


1 günlük Zürih gezimizin bir sonraki destinasyonu da tabii ki yeme içme üzerine olacaktı. Bu kez yine şehrin en eski yerlerinden biri olan Sternen Grill’e uğradık. 1962 yılından beri hizmet veren bu mekan buzağı etinden yapılan St. Galler sosisleriyle ünlü bir yer. Restoranın yönetiminin iddiasına göre de sosisi icat eden restoranın kurucusu Edi Rosenberg. Restoranda sizin tercihinize göre servis yapılıyor. Biz klasik olandan şaşmadık ve birer sosis ve Heidi ekmeği aldık. Sosis oldukça lezzetliydi, ekmek ise bize biraz sert geldi. Yanında verdikleri hardal sosu da acı bulduk ama yine de lezzetliydi. Bir ara öğün olarak mutlaka uğranması gereken bir yer. Ama yemek yeme alanı biraz kısıtlı olduğundan ve önünde de kuyruk olduğundan alıp ayakta bir yerde yeme seçeneğini de düşünmeniz gerekiyor.

İsviçre Seyahat Rehberi

İsviçre peynirleri yanında çikolatalarıyla da ünlü bir ülke. Zürih’te yer alan Lindt çikolata müzesi de ziyaretçilerin uğrak noktalarından biri. Biz de gitmeyi istememize rağmen tatilden dolayı kapalı olduğu için gidemedik maalesef. Fakat şehirde oldukça fazla butik çikolatacı bulmak da mümkün. Yine Zürih’teki en eski çikolatacı olan Sprüngli de uğranması gereken yerlerin başında geliyor. 1892 kuruluşlu bu mekanın el yapımı çikolataların yanında lezzetli sıcak çikolatasını da mutlaka denemelisiniz. Burada deneyebileceğiniz bir başka ünlü ürün ise Luxemburgerli adlı küçük makaronlar. 1950’li yıllarda Lüksemburg’tan çalışmak için gelen bir şef bu tarifi de beraberinde getirip deniyor ve kısa sürede oldukça çok talep alıyor. Bu lezzetli tatlının adı da yapan şefin ülke ismiyle anılıyor.

İsviçre Seyahat Rehberi

Zürih turumuzu yine ülkenin en meşhur yiyeceklerinden Raclette ile tamamlıyoruz. Bu aslında hem peynirin hem de bu peynirle yapılan yemeğin adı olarak geçiyor. Klasik Raclette haşlanmış baby patates ile salatalık ve yer yer soğan turşusu üzerinde servis edilen eritilmiş Raclette peynirinden oluşan bir yemek. Bunun farklı versiyonlarını da yapmak mümkün. Bizim aslında gitmek istediğimiz yerde rezervasyon bulamadığımız için alternatif bir mekanda denedik. Raclette Factory isimle bu restoranda yemek isimleri ünlü çizgi film dizisi Heidi’den esinlenerek konulmuş. Biz bir Heidi bir de Peter denedik. Bu ikisinin karışımına da Clara demişler. Bizim Türk restoran menülerini hatırlattı bize 😊 Biz mekandan ve lezzetinden çok memnun kaldık. Rezervasyonumuz olmamasına rağmen çok rahat yer bulabildik. Ücret olarak da aslında gitmek istediğimizin yarı fiyatına olması da bizi baya mutlu etti. 😊

İsviçre Seyahat Rehberi

Bir günlük Zürih gezimizin ardından ertesi gün erkenden asıl durağımız olan Leukerbad’e doğru yola çıktık. Fakat yolda ufak bir plan değişikliği yapalım dedik. Leukerbad’e gitmek için Bern şehrinde aktarma yapmamız gerekiyordu ve bir 15-20 dakikalık bekleme süremiz vardı. Biz de neden bu süreyi uzatmıyoruz diyerek Bern’de biraz daha uzun kalıp şehri de gezmeye karar verdik.


Dumanı Üstünde Orta Çağ Şehri Bern

İsviçre Seyahat Rehberi

Yaklaşık 50 dakika süren bir tren yolculuğunun ardından İsviçre’nin gerçek başkenti olan Bern şehrine ulaştık. Burası bizim için daha çok geçerken uğradığımız bir ara durak olduğundan önce yüklerimizi azaltmak adına valizlerimizi emanet dolabına bıraktık ve ardından kendimizi yine sokaklara attık. Şehre daha adım atar atmaz hayran kaldık. Bern ile ilgili açıkçası hiçbir şey bilmiyordum ve belki de bu yüzden beklentimiz de çok yüksek değildi. Fakat günün sonunda asıl destinasyonumuza giderken uğradığımız bu şehri Zürih’ten daha çok beğendiğimizi söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Old Town bölgesi görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Çok ayrıntılı bir gezi planı yapmazsanız yaklaşık yarım günde gezebileceğiniz bir şehir.


1191 yılında kurulan bu şehrin isminin de çok ilginç bir hikayesi var. Şehri kuranlar avda ilk öldürdükleri hayvanın adını şehre vermek için karara varmışlar. Av sonunda da öldürdükleri hayvan ayıymış ve yerel dilde ayıya yakın bir isim olan Bern şehrin adı olmuş. Tabii ki bu sadece isimle kalmamış, ayı şehrin ana sembolü haline gelmiş. Şehir flamasından meydanlardaki heykellere kadar her yerde ayı motiflerine rastlamak mümkün. Ayrıca Bern’de sadece ayıların bulunduğu bir hayvanat bahçesi de mevcut. Biz kış ayında gittiğimizden bütün ayılar kış uykusuna yatmıştı ama sizin bahar veya yaz aylarında buraya yolunuz düşerse şehrin simge hayvanı olan ayıları da ziyaret etmeyi unutmayın.

İsviçre Seyahat Rehberi

Old Town içindeki en ilgi çeken yapı ise 13. yüz yıldan kalma saat kulesi Zytglogge. Bu kule zaman içinde şehir kapısı, gözlem kulesi ve hapishane gibi çok farklı işlevlere de sahip olmuş. En çok izleyici çeken kısmı ise her saat başı sunmuş olduğu görsel şölen ve buna eşlik eden müzik. Bu hem göze hem de kulağa hitap eden gösteri tam saate 4 dakika kala soytarının zilleri çalmasıyla başlıyor. Daha sonra şehrin simgesi olan ayılar yürümeye başlıyor. Daha sonra tahtında oturan zaman tanrısı Chronos kum saatini çevirerek zamanın ilerlediğini anlatıyor. Ve sonrasında tam saat olduğunda çan çalıyor. Çanın çalış adedi saatin kaç olduğunu duyuruyor. En sonda da altın bir horoz öterek orta çağ sembolizminde uyanış ve farkındalık temalarına gönderim yapılıyor. 1500’lü yıllardan kalan hala orijinal mekanizmayı koruyan bu saat sadece bir saat değil aynı zamanda felsefik de bir tarafı var. Diğer taraftan üstünde yer alan gök cisimlerine ait figürlerden dolayı da Zytglogge bir takvim ve astronomik gösterge olarak da kullanılıyor.

İsviçre Seyahat Rehberi

Bern Old Town’ın çekirdeğini oluşturan bir diğer yapı ise Lauben denilen kemerli yollar. Bunlar Bern şehrinin ne kadar planlı bir kuruluş aşamasından geçtiğinin en büyük göstergesi. Lauben yayaları merkeze alan bir şehir plancılığıyla insanları kışın yağmur ve kardan yazın da güneşten koruyup rahatlıkla alışveriş yapabilmelerini sağlamak amacıyla inşa edilmiştir. Tüm kemerler birbirine benzer ama aynı değildir. Bu da Orta Çağ mimarisinde bir bakıma ustaların imzalarıdır. Yaklaşık 6 kilometre uzunluğunda olan Lauben Avrupa’daki en uzun kapalı alışveriş alanlarından biri konumundadır. Yürürken benim çok ilgilimi çeken bir de gizli dükkanlar var. Keller denilen bu yerlere kemerlerin altından bir kapakla yer altına inen geçitlerden ulaşılıyor. Günümüzde bu alanlarda butikler, antikacılar, kitapçılar ve şarap barları bulunuyor. Ayrıca Bern sokaklarında bulunan 11 çeşme ve her çeşme üzerinde de farklı bir figür yer alıyor. Yine yürüyüş yaparken bunları da mutlaka ziyaret edin.


Yarım günlük Bern turuna bir de Katedral ve bahçesi ve sosyalleşme alanı olan Münsterplattform’u da ekleyebilirsiniz. Biz çok kilise içine girmeyi seven bir çift olmadığımız için sadece bahçesinde biraz dolandık. Sıcak havalarda tam oturup vakit geçirmelik güzel bir alan. Köşesinde ufak bir kafe de mevcut. Yukarıdan nehir manzarasını ve tarihi köprüyü de görebiliyorsunuz. Nydeggbrücke adlı köprü Aare nehri üzerinde yer alıp şehrin siluetinde önemli bir yere sahip simge yapılardan biri. 18. yüzyılda inşaa edilen bu taş köprünün hemen bir ayağında yukarıda bahsettiğim ayı parkını bulabilirsiniz. Bu köprüyü kullanıp Old Town’dan çıktıktan sonra hemen yukarıda şehri panoramik olarak izleyebileceğiniz Rosengarten bulunuyor. Şehrin en büyük gül bahçesi olan bu alan yine sıcak günlerde huzurlu bir ortam sunuyor.

İsviçre Seyahat Rehberi

Bu kısa Bern şehir turumuzun ardından tekrar tren istasyonuna dönüp valizlerimizi alarak asıl durağımız olan Leukerbad’e doğru yola çıktık. Biz çift olarak öyle çok kar tatili seven insanlar değiliz. Hatta ben Eskişehirli olmama rağmen soğuk havayı hiç sevmem. Bu sebeple kışın bile hep denize girebileceğimiz yerleri tercih etmiştik. Aslında bu kış tatilimizde de çok fazla çizgimizden sapmış sayılmayız çünkü genelde insanların kayak takımlarıyla geldiği yere biz mayolarımızla gelmiş olduk. Burak’la ikimizin de birbirimizden habersiz karlı bir yerde sıcak termal havuzda yüzme isteği varmış. Bunun öğrenince neden olmasın deyip internette biraz araştırma yaptıktan sonra karşımıza Leukerbad çıktı ve burayı ayarladık. Alplerin dik yamaçları arasında küçük, sessiz ve sakin bir kasaba burası. Tam da emekli cenneti havası veren bir yer. Eğer daha hareketli bir tatil planınız varsa burası çok size uygun olmayabilir. Daha çok huzurlu ve bol dinlenmeli bir tatil arayanların uğramak isteyeceği bir yer.


Alplerdeki Saklı Cennet Leukerbad

İsviçre Seyahat Rehberi

Bern’den bindiğimiz trenin ardından bir tren ve otobüs yolculuğu daha yaparak yaklaşık 2 saat sonunda Leukerbad’e ulaştık. Otelimiz zaten yürüme mesafesinde olduğu için hemen check-in yapıp eşyalarımızı odaya bırakıp kasabada keşif turuna çıktık. İsviçre’nin güneybatısında Alpler’in ortasında yer alan bu kasaba Roma döneminden beri termal sularıyla bilinen yerlerden biriymiş. Alplerin en büyük termal su kaynaklarına sahip olan bu bölgede sıcaklığı yaklaşık 51 dereceye ulaşan günlük 3,9 milyon litre sıcak su çıkıyor. 1411 rakımlı bu kasaba doğa tatili, kar tatili, wellness ve dağ manzarası arayanlar için gidilecek en iyi lokasyonlardan biri.


Çok küçük ama tatlı bir kasaba çıktı karşımıza. Kış ayları olduğu için hava oldukça soğuktu bu yüzden genelde hep termal içliklerimizle dolaştık. Akşam saatleri olduğundan etrafta kayak takımlarıyla otellerine dönen aileler çoğunluktaydı. Küçük çocukların ufacık kayakları taşıması çok tatlı gözüktü gözümüze. Bu sene ilk kez karı Leukerbad’de gören ben biraz kar keyfi yaptıktan sonra akşam yemeği için mekan aramaya başladık. Daha önce internetten de baktığımız kasabanın rakımıyla aynı isme sahip 1411 isimli restorana oturduk. Zürih’te önceki gün fondü ve raclette yediğimiz için bu sefer daha farklı yerel lezzetleri denemek istedik. Tabii ki İsviçre mutfağı olduğu için patates ve peynirden çok uzaklaşmadık. 😊 Ben Rösti, Burak da Alp Makarnası sipariş etti. İkisi de İsviçre mutfağının en ünlü yemekleri arasında gösteriliyor. Rösti rendelenmiş patatesin çeşitli sos ve içerikle servis edildiği bir yemek. Burada domates ve raclette peyniriyle servis edilmişti. Başka yerlerde mantarlı ya da küçük et parçalarıyla da bulabiliyorsunuz. Ben bayılarak yedim. Burak’ın söylediği Alp Makarnası ise bir çeşit Mac & Cheesee ama çok daha lezzetlisi. Küp küp doğranmış patatesler ve özel kesim Alp makarnasının peynir sos ve karamelize soğan ile servis edildiği bir yemek bu da. Biraz tuzlu olduğu için yanında elma püresi de geliyor ama bize o kadar tuzlu gelmedi açıkçası. Tabii elma püresiyle yemek de ayrı bir lezzet katıyor. Bizce İsviçre’de yediğimiz her şey çok lezzetliydi. Akşam yemeği sonrası yol yorgunluğundan dolayı ve belki de temiz hava etkisiyle hemen odaya gidip erkenden uyuduk.

İsviçre Seyahat Rehberi

Ertesi gün erken yatmanın karşılığı olarak erkenden uyandık. Açıkçası otele gelmeden önce otelin kahvaltısının çok fazla peynir içerdiğine dair olumsuz yorumlar okumuştuk ki bu da bizi heyecanlandırdı çünkü peyniri ne kadar çok sevdiğimizden yukarıda defalarca kez bahsetmiştik 😊 Fakat biraz hayal kırıklığına uğradık çünkü sadece 4 farklı çeşit peynir vardı. Yine de dağ manzarasına karşı lezzetli bir kahvaltı yapmak bizi oldukça mutlu etti. Burası dik yamaçlar arasına kurulmuş bir kasaba olduğu için birçok yerde bu güzel manzarayla karşılaşma imkanınız var. Kahvaltı sonrası odaya gidip mayolarımızı ve havlularımızı alıp termal havuza doğru heyecanlı bir şekilde yola koyulduk. Yola koyulduk dedim ama aslında tesis otele 2-3 dakikalık yürüme mesafesindeydi.

İsviçre Seyahat Rehberi

Leukerbad Therme her ihtiyaca hitap eden 10 havuza sahip 5 katlı bir tesis. Bu termal havuz Alpler’de yer alan en büyük tesis olarak da biliniyor. Biz daha önce online olarak tam günlük bilet almıştık fakat burada otellerde konaklayanlara birer Guest Card veriliyor ve bununla birçok yerde indirim kazanıyorsunuz. Bu tesiste de %30 indirim imkanı vardı. Biz bunu bornoz kiralarken kullandık. Tesiste farklı boyut ve özelliklere sahip açık ve kapalı havuzlar mevcut. Biz daha çok dağ manzaralı açık havuzları tercih ettik. Aynı zamanda tesiste sauna ve masaj hizmetlerinden de ücretli olarak faydalanabiliyorsunuz. Havuzlarda iki adet de kapalı kaydırak mevcut. Bu açıdan da tam bir termal su parkı diyebiliriz. Aynı zamanda her yaş grubundan çocuk için de farklı özelliklerde havuzlar mevcut. Böylece çocuklu ailelerin de bütün gün vakit geçirebileceği bir ortama sahip. Tesis içinde kafe, bar ve restoran bulunması da tüm gününüzü orada geçirmeyi kolaylaştıran farklı bir unsur. Biz tüm gün kalmadık fakat 5 saatimizi içeride geçirdik. Oldukça dinlendirici ve rahatlatıcı bir aktivite oldu. Buradaki deneyim aslında sadece sıcak suya girip çıkmaktan ibaret değildi aslında. Termal suların mineralli özellikleri sayesinde hem kas gevşetici hem de stresten arındırıcı bir terapi oldu bizim için. Alpler’in nefes kesen manzarası eşliğinde olması da ayrı bir huzur kattı. Tatil dönemi olduğu için havuz biraz kalabalıktı ama bizi çok rahatsız etmedi. Havuzlar içine konulmuş jakuzi alanlarında da çok rahat yer bulabildik. Havuzdan çıktıktan sonra da Leukerbad içindeki kayak alanını ziyaret ettik.

İsviçre Seyahat Rehberi

Havuzdayken kayak yapan insanları izlerken merakıma yenik düşüp onların yanına gitmek istemiştim. Havuzdan çıkınca 5 dakika yürüme mesafesindeki alana ulaştık. Çok uzun bir pist alanına sahip bir yer değildi. Çoğunlukla da çocuklu aileler ve daha genç yaştaki kayakçılar gelmişti. Buraya da yine Guest Card ile ücretsiz olarak giriyorsunuz. Amacım birkaç vide, fotoğraf çekip biraz da karla oynayıp dönmekti. Fakat kayak pistinin yanında kızakla kayan çocukları görünce Eskişehir’de geçirdiğim çocukluğum aklıma geldi ve içimden kızakla kaymak geldi. Hemen bir kızak kiraladık ve bant yardımıyla pistin başına çıktım. Fakat kayarken yaptığım ufak bir yönlendirme hatası nedeniyle kendimi yerde buldum. Daha sonra soranlara Alpler’de kayarken düştüm diyeceğim bir anım olmuş oldu. Ama bence havuzdan sonra zirvede bırakabilirdim 😊


Kayak macerası sonrası yine dağ manzarası olan bir kafede kahvelerimizi içtik. Ardından kasabanın gitmediğimiz kısımlarında ufak bir tur attık. Gerçekten çok güzel bir yer. Bir de baharda veya yazın gelmek istedim açıkçası çünkü bu dağları yemyeşil görmek de çok güzel olacaktır. Son gecemizde kapanışı yine fondü yiyerek yaptık ve günün yorgunluğu ve soğuk havanın da etkisiyle erkenden odamıza geçtik. Ertesi sabah uyanıp geldiğimiz rotayı takip ederek, bu kez Bern’de gezmeden, Zürih’e tekrar ulaştık. İsviçre’den ayrılmadan önce ilk gün uğrayamadığımız bir restoranda kapanış yapıp bu güzel ülkeye öyle veda etmek istedik: Zeughauskeller.


İsviçre’nin en eski yapılarından biri olan Zeughauskeller 1487 yılında cephanelik olarak yapıldı ve Orta Çağ boyunca birçok savaşta kullanıldı. Öyle ki ünlü halk kahramanı Wiliam Tell’in de yayının buradan verildiği söylenir. Hatta günümüzde de bu yay binanın duvarına asılı şekilde sergileniyor. 1926 yılında bina restorana dönüştürüldü ama tarihi kullanımına uygun bir şekilde dekore edildiği için bina içinde yine silahlara ait dekoratif eşyalar bulmak mümkün. Zürih’in en popüler yerlerinden biri ve kapıda sıra oluyor. Hem rezervasyonlu hem de rezervasyonu olmayanlar için ayrı sıralar mevcut. Bu rağbeti yönetmek için masaları karışık kullanıyorlar. Örneğin 4 kişilik bir masada 2 farklı çift komşuluk yapabiliyor. Biz de mekana girdiğimizde bir çiftin bulunduğu masaya oturmuştuk. Daha sonra onlar kalktı ve başka bir çift oturdu. Sirkülasyonu oldukça fazla bir mekan.


Yemek olarak ben schnitzel ve yanında rösti söyledim. Burak da çok beğendiği için bir kez daha Alp makarnası söyledi. Yemekler çok başarılıydı. Burada schinitzel yanında gelen rösti sadeydi. Patates kızartması ya da salatası yerine İsviçre mutfağına özel olan yemeği tercih ettik. Burak da makarnasından çok memnun kaldı. Bu kez yanında elma püresi getirmemişlerdi fakat daha önce yediğimizden daha lezzetli bir makarnaydı. Bu tatilimizin kapanışını böyle güzel bir restoranda yaptığımız için çok memnun kaldık. Bizim gibi yemek yemeyi seven bir çifte de bu yakışırdı 😊

İsviçre Seyahat Rehberi

Yemek olarak ben schnitzel ve yanında rösti söyledim. Burak da çok beğendiği için bir kez daha Alp makarnası söyledi. Yemekler çok başarılıydı. Burada schinitzel yanında gelen rösti sadeydi. Patates kızartması ya da salatası yerine İsviçre mutfağına özel olan yemeği tercih ettik. Burak da makarnasından çok memnun kaldı. Bu kez yanında elma püresi getirmemişlerdi fakat daha önce yediğimizden daha lezzetli bir makarnaydı. Bu tatilimizin kapanışını böyle güzel bir restoranda yaptığımız için çok memnun kaldık. Bizim gibi yemek yemeyi seven bir çifte de bu yakışırdı 😊


Benimle İsviçre’yi gezdiğiniz için teşekkür ederim, yeni rotalarda buluşmak dileğiyle.

Daha fazlası için İnstagramdan @Gezmedeyinceben ‘i takip edebilirsiniz.

Yorumlar


bottom of page